MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin son yıllarda terör, depremler, savaşlar, göç, ekonomik yaptırımlar ve jeopolitik gelişmeler nedeniyle ciddi ekonomik yüklerle karşılaştığını belirtti.
Türkiye’nin bu dönemi ekonomik ve siyasi istikrarını koruyarak aşmaya çalıştığını ifade eden Bahçeli, ülkede bir taraftan küresel rekabet sürerken diğer taraftan yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırıldığı bir sürecin yaşandığını söyledi.
Terör ve depremlerin ekonomik maliyetine dikkat çekti
Bahçeli, 40 yılı aşkın süredir devam eden PKK terörüyle mücadelenin Türkiye ekonomisine hesaplanabilir asgari maliyetinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce açıkladığı rakamla yaklaşık 2,3 trilyon dolar olduğunu belirtti.
6 Şubat depremlerinin ekonomik yükünün ise 110 milyar doları aştığını dile getirdi.
ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın da enerji ve akaryakıt maliyetleri, rezervler, enflasyon, dış ticaret, turizm ve finansal piyasalar üzerinde baskı oluşturduğunu savunan Bahçeli, petrol arzındaki kesintilerin küresel fiyatları yükselttiğini söyledi.
Savaş ortamının yalnızca petrol ve doğal gazı değil, gübreden çip üretiminde kullanılan hammaddelere kadar çok sayıda stratejik ürünü etkilediğine dikkat çekti.
“Emeklinin, çiftçinin ve esnafın sorunları var”
Bahçeli, küresel krizlerin Türkiye gibi jeopolitik risklerin yoğun olduğu ülkelerde daha güçlü hissedildiğini belirtti.
Türkiye’nin bütün bu gelişmelere rağmen milli gelirini 1,7 trilyon dolara, kişi başına düşen gelirini ise 18 bin dolar seviyesine taşıdığını ifade eden Bahçeli; ihracat, cari açık, bütçe dengesi ve bankacılık sistemine ilişkin göstergelerin ekonominin dayanıklılığını ortaya koyduğunu savundu.
Bununla birlikte emeklilerden çiftçilere, esnaftan çalışanlara kadar toplumun farklı kesimlerinin ekonomik sorunları bulunduğunu da belirten Bahçeli, bunların hızlı biçimde çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Belediyelerdeki soruşturmaları değerlendirdi
Bahçeli’nin açıklamasının önemli bölümünü belediyelere yönelik yürütülen soruşturmalar oluşturdu.
Son iki yılda çok sayıda belediye hakkında rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve örgütlü yolsuzluk iddialarıyla soruşturmalar açıldığını belirten Bahçeli, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle başlayan sürecin başka belediyelere de yayıldığını söyledi. Söz konusu dosyalardaki iddialar hakkındaki nihai değerlendirmeler ise devam eden yargı süreçleri sonunda kesinleşecek.
Bahçeli, belediyelerin siyasi bir güç alanından önce kamu emaneti olduğunu vurgulayarak ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamalarında ortaya çıkabilecek usulsüzlüklerin yalnızca ceza hukuku açısından değil, yönetim anlayışı bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Kamu zararı geri alınsın çağrısı
Bahçeli, soruşturmalarda kamu zararının oluştuğunun yargı kararları ve denetim kurumlarının tespitleriyle kesinleşmesi halinde toplam zararın kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyledi.
Usulsüzlükler nedeniyle oluştuğu kesinleşen kamu zararının geri alınmasını isteyen Bahçeli, bu kaynakların emekliler ile dar ve sabit gelirli vatandaşların refahı için kullanılmasını önerdi.
Fon soruşturmasında küçük yatırımcı vurgusu
Bahçeli, son dönemde sermaye piyasalarında yürütülen fon soruşturmalarının da finansal sistem açısından dikkatle ele alınması gerektiğini belirtti.
Finans sisteminin temelinin güven olduğunu ifade eden Bahçeli’ye göre özellikle küçük yatırımcılar tasarruflarını değerlendirirken yalnızca satın aldıkları finansal ürüne değil, piyasayı yöneten ve denetleyen kurumsal yapıya da güveniyor.
Bu nedenle manipülasyon iddialarının etkisinin yalnızca zarar eden yatırımcılarla sınırlı kalmayabileceğini, piyasaların tamamına duyulan güveni etkileyebileceğini söyledi.
Fon soruşturmasında 3 Ekim itibarıyla tutuklu sayısının 85’e yükseldiği açıklanırken, daha önce yürütülen operasyonlarda yüzlerce kişi hakkında işlem yapılmıştı.
Denetim mekanizmalarının güçlendirilmesini istedi
Bahçeli, vatandaşların yüksek enflasyon döneminde tasarruflarının değerini korumak için sermaye piyasalarına yönelmesinin doğal olduğunu belirtti.
Yatırımcının risk almasının kendi tercihi olduğunu ifade eden Bahçeli, asıl incelenmesi gereken konunun fon yönetimlerinde bilgi sızdırma, piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık veya güveni kötüye kullanma gibi hukuka aykırı faaliyetlerin bulunup bulunmadığı olduğunu söyledi.
Mevcut sorunların yalnızca kurallardan değil, uygulama ve denetim mekanizmalarındaki eksikliklerden de kaynaklanabileceğini savunan Bahçeli, finansal sisteme duyulan güveni kalıcı hale getirecek hukuki, idari ve yapısal tedbirlerin alınmasını istedi.
“Arınma ve aklanma fırsatı olarak görülmeli”
Bahçeli, yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık iddialarının toplumda kalıcı bir güven erozyonuna dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.
Yaşanan gelişmelerin yapısal sorunların tespit edilmesi ve ortadan kaldırılması açısından bir “arınma ve aklanma fırsatı” olarak değerlendirilmesini isteyen Bahçeli, tarafsız ve bağımsız yargının güçlü biçimde işlemesinin önemine işaret etti.
MHP’nin yolsuzluk, rüşvet, yağmacılık ve kayırmacılıkla mücadeleyi kamu yönetiminin temel sorumluluklarından biri olarak gördüğünü belirtti.
“Kimliğine ve kişiliğine bakılmamalı”
Bahçeli, yolsuzluk ve kamu kaynaklarının kötüye kullanılması iddialarında siyasi kimlik veya makam ayrımı yapılmaması gerektiği mesajını verdi.
Her nerede ve kiminle ilgili olursa olsun, suç şüphesinin hukuk çerçevesinde araştırılması gerektiğini belirten Bahçeli; ahlak, adalet, liyakat, hakkaniyet ve hesap verebilirlik ilkelerinin kamu yönetiminde güçlendirilmesini istedi.
Bahçeli, bu yaklaşımın “temiz siyaset, temiz yönetim ve müreffeh toplum” hedefi doğrultusunda kalıcı bir yönetim anlayışına dönüştürülmesi çağrısında bulundu.







